Covid-19 ve Normalleşme Süreci


Bu hafta İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak ile Covid-19 pandemisini ve yeni normalleşme sürecini konuştuk.

Covid 19 pandemisi ile ilgili neler söylemek istersiniz?

COVİD-19’a bağlı pandeminin 6. ayındayız. Bu salgın şuana kadar 214 ülkede yaklaşık 7 milyon kişiyi etkiledi ve 400.000 kişinin ise ölümüne neden oldu. Aynı süreç ülkemizde ise 180.000 kişiyi etkiledi ve 5000 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Unutmayalım ki Covid-19’a benzer bir bulaşma şekli ve kliniği olan grip de, tedavisinin ve aşısının olmasına karşın onlarca yıldır tüm dünyada her yıl 400.000-600.000 kişinin ölümüne neden olmaktadır. 


Ülkemiz pandemi sürecinde başarılı bir sınav verdi? Sizce bu başarının sırrı nedir? 

Pandemi sürecini ülkemiz çok iyi yönetmiştir ve yönetmeye devam etmektedir. Dünyanın, özellikle gelişmiş ülkelerin bugün hala tedavileri tartıştığı bir süreçte ilk vakalardan itibaren virüsün hücre içine girişini engelleyen sıtma ilacı (Klorokin) ve virüsün hücre içinde çoğalmasını engelleyen antiviral ilacı (Favirapir) kullanmaya başladık. Hastalığın ilk haftasından sonra akciğerlerde zarara yol açıp yoğun bakım desteğini gerektiren, sitokin fırtınası olarak bilinen ve bağışıklık sisteminin abartılı yanıtını bastıran ilaçları kullanmaya başlayarak hastalarımızın yoğun bakım ünitelerine yatışlarını önemli ölçüde engelledik. Sağlık sistemimiz, gerek etkin ve deneyimli sağlık çalışanları gerek servis ve yoğun bakım ünitesi yatak kapasitesi ile geldiğimiz noktada başarılı bir sınav vermiştir. Ama tedbirlerden ve mücadeleden taviz vermeden geldiğimiz yeni normalleşme sürecini de aynı şekilde devam ettirmek durumundayız.

Sizce salgının farklı ülkelerdeki yayılma hızının sebepleri nelerdir?

Süreç içerisinde Covid-19 ile mücadele stratejilerinin her ülkede farklı olduğunu gördük. Sürecin yönetilmesinde ülkelerin kültürel yapıları ve salgınlar karşısındaki önceki deneyimleri önemli rol oynadı. Uzakdoğu’ da olduğu gibi bazı ülkeler hızlı bir şekilde dış dünyaya kapanarak, olgularını izole ederek olgu sayısını kontrol etmeyi başarabildiler. Sıcakkanlı, eş-dost ilişkilerinin ön planda olduğu Akdeniz ülkelerinde başlangıçta salgın gerek yöneticiler gerekse halk tarafından önemsenmediği için daha çok olgu ve daha yüksek ölüm oranları ile karşılaştılar. 

Yeni normal süreci ile ilgili olarak neler söylemek istersiniz?

Pandeminin tüm dünyada yavaş yavaş etkisini yitireceği tahmin edilmektedir. Bunun belirleyicileri virüsün mutasyonlar ile virulansının zayıflaması (MERS-CoV’da olduğu gibi), etkin tedavilerin ve aşının kullanıma girmesi olacaktır. Üç faktörde henüz gerçekleşmediği için süresini belirleyemediğimiz “Yeni Normalleşme” dönemini yaşamak zorundayız. Bu gelişmeler olmadığı müddetçe bulaşmayı engellemek için herkes karşısındakini bulaştırıcı olarak düşünmelidir. Maske ve Mesafe’li (en az 1.5 m) bir yaşam bizleri beklemektedir. Bu tedbirlerin belirleyiciliği ve devamlılığında da etkin faktör yaşanılan coğrafi bölgedeki olgu sayıları olacaktır. Eğer bir bölgede olgular çok az bir sayıya iner ise bu tedbirler kalkabilir. Matematiksel modeller aksi bir durum olmadığı takdirde Temmuz-Eylül aylarında olgu sayılarının 100’ün altına ineceğini öngörmektedir.

Yeni normalleşme sürecinde sokağa çıkma yasaklarının belirleyicisi de günlük olgu sayıları olacaktır. Bu süreç dinamik olup tam kısıtlamadan tam serbestliğe kadar değişimler gösterebilir. Yaşayarak öğrenilen ve deneyimlerin hızla uygulamaya konulduğu bu dönemde insan hayatı ile ekonomik çarklar arasında denge sağlıklı bir biçimde kurulacaktır ve kurulmaya başladığını da görmekteyiz. 

Sonuç olarak “Birçok bilinmez” ile başlayan pandemi maalesef “Birçok bilinmez” ile devam etmektedir. Bununla birlikte bizlere güven veren ve moralimizi yüksek tutan gelişmeler olmuştur. Bunların başında sağlık sistemimizin yapısı, hekim ve sağlık çalışanlarımızın bilgi ve becerileri gelmektedir. Bizim geleceğe güvenle bakmamızı sağlayan gelişmeler olarak da Covid-19’u her yönü ile biraz daha iyi tanımamız, hastalığın daha iyi bir klinikle seyretmeye başlaması, artık hastalarımızın yoğun bakım ünitelerine ihtiyaçlarının çok azalmış olması, ilaçlara kolay ulaşabilmemiz (klorokin, anti-viraller ve diğer ilaçlar) ve aşı çalışmalarının umut verici şekilde ilerlemesini sayabiliriz. Evet hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi duruyor ama eskiden çok daha güzel olacak umudunu da içimizde taşıyoruz. 

Haber: Ceylan Çakmak